Takım Elbiseli Bir Bebek: Mr. Bean
- Derya Gökalp

- 8 Ara 2019
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 10 Ara 2019
Komik olanın suyunu çıkarmaya, onu parçalara ayırmaya gerçekten gerek var mı? Komedi sadece o anın içinde olup bitmesi gereken ve üzerine düşünmeye başladığınız an kaybolan bir şey değil mi? Yine de, Mr. Bean’in “gülüp geçilecek” herhangi bir diziden ibaret olmadığını ve derine indikçe de komedisinden pek bir şey kaybetmediğini düşünüyorum. Bu yazı, Mr. Bean’in nasıl biri olduğunu ve ona neden güldüğümüzü anlamaya yönelik bir çaba.

Kökensizlik
Mr. Bean’in bütün bölümleri karanlık bir sokağa inen bir ışık huzmesiyle başlar. İlahiye benzeyen bir koro sesi eşliğinde şu sözleri duyarız: “Ecce homo qui est faba”: “işte! bir insan, bir fasulye”. Bir fasulye kadar anlamlı/anlamsız bir insan takdim edilmiştir bizlere: bir ışık gelir, yavaş yavaş büyür ve Mr. Bean’i yere fırlatır. Dolayısıyla Mr. Bean’in bir geçmişi yok gibidir, ya da bizlere iletilmemiştir. O gökten ya da uzaydan inmiş takım elbiseli bir adamdır. Üzerini şöyle bir silkeledikten sonra geldiği yeri ve geliş şeklini pek de yadırgamadan her yöne sallanan kolları ve bacaklarıyla önce bir yöne, sonra tam tersi yöne giderek uzaklaşır. Işığın kaynağına bakar, yönünü şaşırır, fakat bu şaşkınlık ve kafa karışıklığı onda pek de yer etmez (hiçbir duygu etmeyecektir) ve yoluna bakar. Bir fasulye olarak hayatına başlayacaktır ve her bölümün başında bir daha, bir daha dünyaya atılacaktır. Yaşantıları arasındaki bu bağlantısızlık ve belleksizlik onu hep aynı yaşa hapsedecektir. Zaman hep başa alınır, her şey yeniden başlar ve biter.
Dilsizlik
Mr.Bean’in bir uzay mekiğinden mi düştüğünü, yoksa ilahi bir güç tarafından mı gönderildiğini bilmiyoruz. Bir annesi var mı, bir ana vatanı ve aşina olduğu bir dili... Onu da pek bilmiyoruz. Evet İngilizce konuşuyor ama çok az ve mırıltı denebilecek kadar küçük bir sesle, içine içine. Dolayısıyla kendini pek ifade edebilen biri değil... Başına bir şey geldiğinde ya da merdivenleri çok yavaş inen yaşlı bir kadının arkasında kaldığında ayakları birbirine dolanıyor, içi içini yiyor ve çaresizce oradan oraya atıyor kendini. Aslında komedinin bir parçası da dilsizliğinden çıkıyor. Sembolize edilememiş çiğ beden hareketleri, mimikleri ve ne yapacağını bilemeyen çocuksu bir kaygı içinde bir yetişkini izliyoruz, kıvranarak.
Beden
Bedeniyle de ne yapacağını bilemiyor Bean. Elleri, kolları ve bacakları üzerinden sarkan fazlalıklar gibi. Onları taşıyor sanki, kendisine tam olarak ait değil. İnsanda, bir kedinin kuyruğu ile oynadığı zaman hissedilen neşeye benzer bir şey yaratıyor. Sanki uzuvları ayrı sistemleri olan organizmalar gibi. Yeni doğmuş bebekler gibi bazen kendini kaldıramıyor, uykuya daldığı anda sıvı gibi yerlere dökülüyor bu beden. Diğer yandan, Mr. Bean ‘in yüz ifadelerinde de gülünç bir şeyler var. Oldukça sinir bozucu bir olay karşısında olsa dahi düz kalan bir yüz ifadesi ile karşı karşıya kalan izleyici yine gülmekten kendini alıkoyamıyor. Bergson (1900) yüz ifadelerindeki komik unsuru şu şekilde tanımlıyor: “...yüzün gülünç bir ifadesi, bize katılaşmış, âdeta yüzün normaldeki hareketliliği içinde donmuş bir şeyi hatırlatan ifadedir... Dolayısıyla gülünçlüğü tersiyle tanımlamak istenecek olursa, onu güzellikten ziyade zarafetle karşı karşıya koymak gerekecektir. Gülünçlük, çirkinlikten ziyade katılıktır.” (ss. 18-21).

Çocuksuluk
Mr. Bean’in bebeksi halleri dizi boyunca varlığını koruyor. Bean’in evinde pelüş oyuncakları var. Oyuncak ayısıyla yatıyor, onu besliyor, oynatıyor, tatilde yanına alıyor. Hem evinde, hem de tatile gittiğinde ayırttığı odasında hep tek kişilik yataklarda uyuyor Bean. İki kişilik bir yatak ya da hayat onun için hayal dahi edilen bir şey değil sanki, yalnız ve çocuksu cinselliği onunla birlikte uykuya dalıyor hiç büyümeyerek. Bazen o yatağın üstünde tepiniyor bazen de, yan komşusunun eğlenceli parti seslerinden rahatsız, homurdanarak uyumaya çalışıyor Bean. Yan odada bir şeyler oluyor yetişkin dünyasına ait ama kim bilir ne? Bean’in umurunda değil gibi pek bunlar, o kendi yarattığı dünyasında mutlu gibi ama biraz hasetle.
Tezat
Her daim aynı, sıradan ve ciddi takım elbisesiyle gördüğümüz Mr. Bean, yatağında oyuncak ayısına sarılı Bean ile hep bir tezatlık içinde. Bu tezatlık güldürü unsurlarından bir diğeri. Bean, yetişkin bedeninde, yetişkin gibi kendi evinde yaşayan bir bebek. Parlak, ışıklı ve ses çıkaran her şey ilgisini çekiyor. Aynı ifade ve muziplikle bir ışığı defalarca açıp kapayabilir, bir otel resepsiyonundaki zili aynı heyecanla defalarca çalabilir. Üstelik etrafındaki insanların rahatsızlığı umurunda bile değildir. Belki de izleyiciyi güldüren bu umursamazlık; dürtülerin süper-egoya karşı kazandığı anlık zaferler. Bu açıp-kapama ve yapıp-bozmalar da benzer bir zafer hissi yaratıyor Bean için. Her şey sanki onun kontrolünde, aydınlık da karanlık da.
Mekaniklik
Mr. Bean’i gülünç hale getiren bir diğer özellik ise hareketlerindeki mekaniklik. Bergson (1900) “...gülünç olan, durum dikkatli bir esneklik ve enerjik bir uyumluluk gerektirdiği halde, karşımıza çıkan mekanik bir katılıktır” der (sf. 10). Bu nedenle belki de Bean’in evden çıkarken de ayaklarını paspasa silmesi bizleri güldürüyor. Çünkü evden çıkarken ayakların altını temizlemenin bir mantığı yok, ayaklar alışmış olduğu hareketi paspasın üzerine geldiğinde kendiliğinden yapıyor, tıpkı eski tip bir makina gibi.
Narsisizm
Mr. Bean’in birine ihtiyacı yok ve bunu da her fırsatta bencilliğiyle ortaya koyuyor. Çoğunlukla erkeklerle rekabete giriyor, kurnazlığıyla sıraların başına geçiveriyor, evine davet ettiği misafirlerine bir ağaç dalını krakermiş gibi yutturmaya çalışıyor. Onun ötekilere “yedirdiği” tüm şeyler, izleyiciye tiksintiyle karışık bir zevk de veriyor sanki. Diğer taraftan, Bean’in içindeki “kötü”, dışarıya da yansıtılmış vaziyette. Dış dünyanın saldırganlığından kendisini koruması gerekiyor Bean’in: Yeşil minik arabasından direksiyonunu sökerek çıkıyor, onu asma kilitlerle kilitliyor. Eşyalarına fazlasıyla sahip çıkıyor: bavuluna yardım etmek isteyen bir otel görevlisine bile kötü gözle bakıyor. Darmadağın ettiği hiçbir şeyin sorumluluğunu almıyor, küçük bir ıslıkla gökyüzüne bakarak ters yöne doğru yürüdüğünde tüm yüklerden kurtulmuş olduğunu düşünüyor. Aynı şekilde Bean’in kendini soktuğu belalara da gülerken buluyoruz kendimizi. Bizi de kendi gibi narsisistik bir konuma çekiyor Bean, Eric Smadja’nın dediği gibi: “Gülmek hakimiyet hazzından ve komik hale düşüp değersizleşmiş nesne üzerinden sağlanan narsisist zafer üzerinden gelir” (1993, sf.87).
Toplum tarafından kutsal ya da dokunulmaz olarak addedilen şeyler de Mr. Bean’den nasibini alıyor. Bu yönüyle Mr. Bean’in bağlı olduğu bir değerler bütünü yok. Onun için her şey eğilip bükülmeye müsait. Ne ihtiyar bir kadın öfkemizden azade, ne de kusursuz bir nizam içinde görünen askerler. Yetişkin hayatının ciddi ve dokunulmaz görünen her türlü temsili işte tam da bu hijyenik, üstencil tavırları nedeniyle kendi başlarına gülünç hale geliyor. Bu nedenle, Mr. Bean’in bazılarımız için yasaklı öfkeleri de sarkastik bir yolla ifade ederek bir rahatlama yarattığını da söylemek mümkün. Tabii, “Gülüncün doğal ortamı kayıtsızlıktır ve gülmenin en büyük düşmanı duygulardır.” (Bergson, 1900/2014, sf. 5). Dolayısıyla, yaşlı bir kadının ya da hasta bir adamın çaresizliğine kendimizi kaptırdığımız takdirde, gülünç bizi terk edecek, Mr. Bean ile eğlenmek imkansız hale gelecektir. Yani gülebilmek için mesafe alabilmek gerekiyor. Ki zaten komediyi de klişelerden, kurallardan ve sıradanlıktan ayırıp yaratıcılığın tahtına oturtan sanıyorum ki bu özelliği oluyor.
Mr. Bean herhalde hiçbirimize yabancı değil. Gündelik hayatta küçük zaferlerin peşinde koşan takım elbiseli bebekler her yerde; evde, sokakta, okulda, iş yerinde ve ülkelerin en üst makamlarında... Dillerinin yetmediği her an tepinmekle meşguller. Hiç değilse Mr. Bean bizi gerçekten, samimiyetle güldürüyor ve tüm bencilliklerine rağmen kendimizi yine de onu severken buluyoruz.
Kaynakça:
Bergson, H. (2014). Gülme: Gülüncün Anlamı Üzerine Deneme. (Çev. Devrim Çetinkasap) İstanbul: Türkiye İş Bankası. (Özgün Eser 1900 tarihlidir)
Smadja, E. (2013). Gülmek. (Çev. Sırma Naz Arım) İstanbul: Bağlam. (Özgün eser 1993 tarihlidir)
Videolar:
Yorumlar